erotik sex shop ve cerkes bilgisi88
Dışarı çıkarken hanımlara, yemeğin ücretini Şaban’ın ödeyeceğini söyledim. Kısa süre sonra diğerleri de bana katıldılar, kıkır kıkır gülerek başka bir evin arkasına gizlendik. Sigara içip Şaban’ı beklerken orada uzun süre kaldık, oyunumuzun sonucunun ne olacağını merak ediyorduk, ama Şaban gelmiyordu. Biraz daha bekledik, bir sigara daha içtik ama Şaban’dan hâlâ ses yoktu. Sabrımız tükeniyordu ve burası İtalyan gerillalarının bölgesi olduğu için onu bırakmak emniyerli değildi.
Sonunda, Simka’nın önerisiyle tekrar eve gittik. Şabanı etrafını saran kadınlarla otururken bulduk. Yemeğin ücretini ödeyemediği için onu bırakmamışlardı. Dolayısıyla, arkadaşımızı kurtarmak için biz ödemek zorunda kaldık.
Evden çıktığımızda Şaban beni durdurdu. “Senin oyunundu bu, değil mi, Tsihan?” dedi.
Hepimiz gülmekten patladık ama o günden sonra Şaban her zaman bana Kadirbek yerine Tsihan dedi.
Italyanlardan Saman, Un ve Patates Alma
Simka bizimle birlikte Formi Avoltri’ye yerleşti ama annesi, küçük kız kardeşi ve üç erkek kardeşi, ondan elli kilometre kadar uzakta, Piano Al-to’da yaşıyordu. 1944 kışında bir gün küçük erkek kardeşleri Nuh’la Ğu-çips iki adarını da koştukları arabalarıyla Forni Avoltri’ye geldiler. Saman
109 Tsihan - Çingene
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA l6*^
kıtlığı yüzünden atları artık besleyemediklerini söyleyerek, ertesi sabah onları Simka’ya bırakıp Piano Altoya yaya döndüler. Daha da körüsü, ellerindeki un ve patates tedarikini de bitirmişlerdi.
Hoş olmayan haber Simka’yı derinden üzdü. O gün yemek bile yemedi, yatmaya gitmeden önce bunun için onu azarladım. Hatta olasılıkla o gece uyumadı bile, çünkü sabah erkenden, hava hâlâ karanlıkken beni uyandırdı. Fısıltı halinde “Kadirbek” dedi, “sen, iyi bir arkadaş mısın?”
Üzgün olduğunu biliyordum, onu düş kırıklığına uğrarmamak için başımı salladım.
Aynı tavırla, “Sıkı giyin, peşimden gel” deyip gitti.
Dışarı çıktığımda, atları çoktan arabaya koşmuştu. Katlanabilir makineli tüfeğini tutuyordu, kemerinden yarım düzine el bombası sarkrığını ay ışığında görebiliyordum. Simkanın sandığımdan daha ciddi olduğunu biliyordum. Kasey’in yarı otomatik silahını bana verdi. “Gerilla bölgesinde işine yarayabilir. Atla!” dedi.
Arabaya bindik, Forni Avoltri’den çıktık, bir kez Şaban’la Italyan kadını bıraktığımız köye giden dönemeçli yoldan Alp Dağları na tırmanmaya başladık. Simka’ya nereye gittiğimizi sormadım, çünkü bunu sormak Adtğe Habzeye. ters düşerdi. Öğle civarında köyü geçtik, İtalyan gerillalarının bölgesindeki başka bir köye geldik. Buradan geçerken Simka bir demirci dükkânı gördü, atları durdurdu. “Ateş etmeye hazır ol!” dedi, arabadan indi, demirci dükkânına doğru yürüdü. İçeride altı adam vardı. Arabada oturarak silahımı onlara doğrulttum. Simka kapıda durdu, onlara makineli tüfeğini işaret ederek bir şey söyledi. Hepsi donup kaldı, dehşete kapıldı. Kısa süre sonra iki adam dükkândan çıktı, hızla uzaklaştı.
On beş yirmi dakika içinde birtakım kadınlarla erkeklerin bazılarının çok miktarda samanla bize doğru hızla geldiklerini gördüm, diğerleri bir tür çuval taşıyorlardı. Ne olduğunu anladıktan sonra arabadan indim, atların yanında durdum, dizginleri sol koluma doladım, tüfeği hazır tutarak dükkândaki adamlara, sonra da mallarını arabamıza yerleştiren sivillere doğrulttum, hızla uzaklaştık.
Sonunda, ihtiyaç duyduğumuz şeyler arabamıza yüklendi. Simka iki kişiyi rehin aldı, silah zoruyla yanımdan geçirip götürdü, peşinden gitmemi söyledi. Yük dolu arabaya bindim, hareket ettik. Bizim de, onların da tek bir el ateş etmememiz oldukça tuhaftır. Düşman toprağından çıktığımızda Simka rehineleri serbest bıraktı, günbatımından önce Forti Avoltri’ye döndük.
Bir sabah alışkanlığım üzerine, aynanın önünde jimnastik yaparak |(ç mi beğenirken Şaban geldi, çok garip bir biçimde benden kendisini Altoya götürmemi istedi ama bana, verdiği Tsihan takma adıyla hi, etmeye dikkat etti. Güldüm, ona neden böyle bir iyilik yapacağım, şündüğünü şaka yollu sordum. Şakaya son vermemi söyledi; bu ciddi bj, konuydu. Kanıt göstermesini istedim. Cebinden bir mektup çıkarıp ba^, verdi, “Bu çok gizli ve acil!” dedi.
Gerçekten acil bir meseleydi. Mektup, Usta Hağur’un esmer kızı Nakos’tandı. Şaban’ı, söylediği kadar kendisini seviyorsa acele etmesi ve Siyet’le evlenmekten onu kurtarması için sıkıştırıyordu!
Siyet’i birçok kez Bibolet Abaza’nın grubunda gördüğümü hatırladım. Şaban’m köyünden ve ağabeyi İkinci Teğmen Ayub Açmız in yakın arkadaşı olan Siyer kır saçlı, ince uzun yakışıklı bir adamdı.
Muzip muzip Şaban’a baktım. Nakos’a âşıktı, onu acil görmeliydi ama benim yardımım olmadan oraya gidemezdi. Bunu biliyordu! Mektubu ona geri verirken, alay ederek, “Ciddi bu!” dedim. “Sen âşıksın!”
Şaban başını salladı, Nakos’un Hatramtuk’ta birkaç gün onlarda bl-dığımdan beri beni çok sevdiğinin farkındaydı. “Lütfen, Tsihan” dedi, “beni götür.”
Nakos’u Piano Alto’ya götürmemin kızı kaçırmasıyla sonuçlanacağını iyi biliyordum. “Ancak bana tepeden tırnağa en iyi giysilerini -beyaz gömlek, kravat, rakım elbise, çorap ve ayakkabı- giydireceğine söz verirsen seni götürürüm!” dedim. O tarihte Proskurov’dan aldığım ikinci el gri giysilerimi giyiyordum hâlâ.
“Hun, Tsihan, hun!”"° d(^d\.
“Bir şey daha” dedim.
“Ne?” Kuşkuyla bakıyordu.
“îlk gece benim gecem olacak!”
Bunu şakaya yorup başını sallayarak, “Hun, Tsihan hun!” dedi
110 “Hun, Tsihan, hun!” “Peki Çingene, peki”
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 167
O tarihte Forni Avoltri’deki grubumuzda özel bir ayrıcalığın keyfini çıkarıyordum. Paluzza’dan yeni dönen komutanlarımızTeğmen Dovletçe-riy Duman, İkinci Teğmen Ayub Açmız ve Aslanbeç Traho beni ofislerine çağırıp Muhsin Şerethko’yla eşinin selamlarını iletmişler, Piano Altoya gidip onlarla biraz zaman geçirebileceğimi söylemişlerdi. Kıdemli subaylarım, Paluza’daki yaşlı çiftin istediği iyiliği geri çeviremedikleri için bu ender ayrıcalık bana veriliyordu. Şaban benden rica etmeye geldiğinde bu durumun çok iyi farkındaydı. Dahası onu götürmezsem komutanlarımızdan biri olan ağabeyi, başkaları, kardeşine özel bir iyilikte bulunduğunu düşünmesinler diye, Piano Altoya gitmesine asla izin vermezdi.
Ofise girdiğimde üç komutanımızın hepsi de içerdeydi. Teğmen Duman, “Ne zaman gidiyorsun, Kadirbek?” diye sordu.
Onlara bakarak, “Sizden istemeye geldiğim iyiliği bana yapar yapmaz, sevgili komutanlarım” dedim.
Teğmen Duman, “Nedir o?” diye sordu.
“Lütfen, Şaban’ın benimle gelmesine izin verin” dedim.
Şabanın ağabeyi İkinci Teğmen Açmız, “O, hiçbir yere gitmiyor” dedi pat diye.
Öbür iki subaya baktım, ama ifadesizce bana bakıyorlardı. “Bu durumda, ben de gitmiyorum” dedim, üstünlüğü ele geçirdiğimin farkın-daydım.
Teğmen Duman, “Neden Şaban’ı götürmek istiyorsun?” diye sordu.
Ona hakikati söyleyemedim. “Dağların arasındaki uzun yolda yanımda bir arkadaş olsun istiyorum yalnızca” dedim.
Şaban’ın ağabeyi hiç inanmayarak başını sallıyor, öfkeyle bana bakıyordu. Masaya vurarak, “Bu durumda” dedi, “başka bir arkadaş götür, kardeşimi değil.”
“Sizi üzdüğüm için özür dilerim” dedim. “Her şeyi unutun. Artık hiçbir yere girmiyorum.” Dönüp kapıya yöneldim.
Açmız, arkamdan, “İyi!” diye bağırdı.
Ofisten çıktıktan sonra Teğmen Duman beni geri çağırdı. Öfkeyle, “Durumdan yararlanıyorsun” dedi. “Yaşlı Şeretlıko çiftine gidip onları göreceğine söz vermemiş olsaydım, seni hapse atardım. Git! Götürmen gerekiyorsa Şaban’ı da götür! Şimdi git!”
“Çok teşekkürler.”
Sözümü keserek, “Git şimdi” dedi. Arkadaşlarına benim izin verdiğimi söyle. İkinci Teğmen Açmız’ın bununla ilgisi yok. Anlaşıldı mı?”
“Evet! Hepinize teşekkürler!” diye bağırdım, hızla onlarda Haber Şaban’ı sevindirdi.
Söz verdiği gibi, ertesi sabah onun en iyi lacivert takım elbisesini k gömleğini giydim, uygun bir kravat taktım. Şaban’ın giymekten ti ı dığı gibi, pantolonumun paçalarını baldırlarıma kadar hafifçe panlj çizmelerinin içine soktum. Şaban’ın en iyi ipek fularını taktım, postu yakalı siyah paltosunu giydim. Üzerimde hiç bu kadar pahalı tak " giysi olmamıştı! Anında kendimi farklı bir adam gibi hissettim. Aynay, baktığımda kendimi tanıyamadım. Genç bir beyefendiydim. Şaban bik bana beğenerek bakıyordu.
Forni Avoltri’den sabah çıktık, Toimezzo’da öğle yemeği yedik, birat dinlendik, öğleden sonra Paluzza’ya geldik. Bibolet Abaza’nın evine uğra, dik. Evde yoktu ama eşi Susa’yla Kemal Abaza bizi gördüklerine sevindiler, Kemal’e hemen arabaya atı koşup bizi Piano Alto’ya götürmesini söyledim.
Yarım saat içinde Piano Alto’ydık, Nakos’un ve annesiyle babasının yaşadıkları iki katlı binaya doğru gidiyorduk. Annesiyle babası onuSiyet’e vermeyi kabul ettikleri için, bize kalan tek yol onu kaçırmaktı. Anak, Şaban’ın bunu onaylamayacağından korkarak, eve yaklaşırken Kemal’e söyledim.
Neyse ki Nakos evinin penceresinden bizi gördü, karşılayıp hoş geldiniz demek için koşarak merdivenlerden indi. Arabaya geldiğinde, aşağı atladım, bileğinden yakalayıp arabaya bindirdim, arabaya atladım. Git, Kemal!” dedim. Kemal atlara vurdu, döndü, son hızla yola koyulduk, araba çatırdıyordu.
Ne olduğunu gören birtakım insanlar bağırdılar. Sonra biri bize ateş etti. O tarihte ateş etmek, halkımızın tepki gösterip yardıma koşması için bir uyarı işaretiydi. Ama diğerleri tepki gösterip bize doğru ateş etmeye başladıklarında, biz çoktan Piano Alto’dan üç kilometre uzaklaşmış, hızla Paluzza’ya gidiyorduk.
Günbarımından önce Bibolet Abaza’nın evine döndük, gelini onun gözetimine bıraktık.
Bibolet Abaza bu ani gelişmeye oldukça şaşırdı, çünkü Siyet yakın arkadaşıydı. İkinci Teğmen Ayub Açmız’Ia kardeşi Şaban da öyle.
Buradan, kızın kaçırıldığını çoktan duymuş olan Şeretlıko ailesinde bir gece kalmaya gittim. Hepsi beni gördüğüne sevindi, iki büyük kız, Sassa’yla Nakar"^ (Nafset’e bu adı takmıştım) bütün gece pek uyumadılar. Ertesi günü öğleden sonra Paluzza’ya gideceğimi söyleyince durumu anladılar, karşı çıkmadılar.
O gün Bibolet Abaza, Usta Hağur’a şıps-pasta ikram edilen bir ane gönderdi. Usta Hağur kabul etti, geleneksel olarak bu, onun evliliğe razı olduğunu anlamına geliyordu. Kuşkusuz bu olanağı sağlayan, onun Bibolet, Siyet ve Açmız kardeşlerin çoktandır devam eden eski dostluğunun farkında olmasıydı. Her neyse, Muhsin Şeretlıko, Bibolet Abaza’nın evinde hem gelinin hem damadın iki tanığının huzurunda nekiahı yazdı. O tarihte Muhsin toplulukta tanınan hıryefendi (hoca) olmuştu.
Bibolet Abaza’yla Susa o akşam geniş ön avlularında gerçek bir Adığe cegu yaptılar. Benim köyümden Sara Şehetl’le Şenciyli genç Abraşka, katılan dansçılara heyecan veren ve özellikle de izlemek için bir araya gelen çevrede yaşayan yerel İtalyanlar için düğünün eğlenceli ve ilginç hale gelmesine yardım eden pşınavolardı"^. Paluzza’yla çevresindeki İtalyan köylerinden gelen geniş bir Çerkeş grubu daire oluşturarak dans “pistinin” etrafını çeviriyordu. Yaşlı thamatalar pistte, müzisyenlerin solunda oturuyordu, cegu yapmak için kızlarla, müzisyenlerin solunda duran kadınlar yarım daire oluşturuyorlardı, onların karşısında duran erkekler, dairenin, kızlardan oturan yaşlılara kadar uzanan diğer yarısını tamamlıyorlardı. Arkalarında heyecanlanan küheylanlarına oturmuş atlılar vardı, onların arkalarında da eğlenceye katılamayacak kadar çok küçük olan çocuklar ve ergenler kaynıyordu. Dairenin içinde dansçıları çağıran, adlarını anons eden, geleneksel görgü kurallarını koruyan, bunları çiğneyenleri nükteli bir küçümsemeyle herkesin önünde azarlayıp ceza veren hatiyako'^'* duruyordu. Piste çağrılan erkeklerle dans edecek uygun kızları seçme görevini üstlenen yetişkin kızlardan biri ona yardım ediyordu.
Cegu gece yarısına kadar sürdü. Bundan sonra sağdıcı olarak Şaban’ı gelinin lağununa"’ götürdüm. İçinde tek bir yatağın bulunduğu oldukça
Canına tak etmişti artık. Fırlayıp tabancasını çekti, “Defol! Çıkyobj^ vururum!” dedi. Her nedense tabancayı başıma ya da kalbime değil, aya];, larıma doğrultmuştu.
Fırladım, gülerek, “Peki, Şaban, gidiyorum!’ dedim.
Ama şaka yapmıyordu. Ciddi ciddi, “Dışarı! Dışarı! dedi, ben dışan çıkar çıkmaz kapıyı sertçe çarptı. Bu kadar ciddi miydi yoksa geline gös-teriş mi yapıyordu, bilmiyordum.
“Peki, iyi geceler, küçük kumrular!” deyip gittim.
O geceyi Muhsin Şeretlıko ve ailesiyle geçirdim. Ertesi sabah gelinle damadı görüp Forni Avoltri’ye dönme zamanının geldiğini düşünüp düşünmediklerini sorduktan sonra, erkenden Bibolet Abaza yla eşi Susayı görmeye gittim. Rastlantı eseri Cacuh —yaşlı bir Şapsığ ve çok tanınan bir kahraman- oradaydı. Biraz konuştuktan sonra Bibolet le eşine, gelini alarak Şaban’la beraber Forni Avoltri’ye dönme zamanımızın geldiğinden alçakgönüllülükle ve saygıyla söz ettim. Bibolet’in buna kesinlikle karşı çıkmasına şaşırdım, son derece umutsuzluğa kapıldım. Savaşın bitmek üzere olduğunu söyledi, gelini oraya götürmek tehlikeliydi.
Bunun gelinle damadın arzusu olduğuna onu ikna etmeye çalıştım ama kesinlikle reddetti. Şaban’ın Forni Avoltri’deki arkadaşlarının düğün partisi vermek için onu dört gözle beklediklerini de açıklamaya çalıştım ama bu durumda onlara gelip kendisinin burada, Paluzza’da yapacağı düğün törenine katılmalarını söylememde inatla ısrar etti. Sonunda, ona büyük saygı duymasaydım, gelini annesiyle babasından kaçırdığım gibi ondan da kaçırabileceğimin farkında olup olmadığını sormak zorunda kaldım.
Biraz düşündükten sonra farkında olduğunu söyledi.
“Bu durumda” dedim, “Bibolet, thamata maf, gelini Şaban’ın Forni Avoltri’deki arkadaşlarına götürmem gerektiğini lütfen anlayın, beni duygularınızı incitmeye zorlayacağınız yerde, benimle işbirliği yapın. Sizden rica ediyorum!”
“Peki, peki, ç’ale yertf”"^ dedi. “Ne istersen yap!”
“Teşekkürler, Bibolet thamata maf!” dedim, fırlayıp sarılabildiğim kadar sıkıca sarıldım ona. “Yarın sabahtan sonra, Kemal’in arabasının yanı sıra, iyi atların çektiği en az dört arabaya ihtiyacım var. Sara Şehetl’i de yanımıza alacağız. O, iyi birpşınavo. Her şey bir yana, iyi birpşınavo olmadan iyi bir düğün nedir ki... Şaban’ın gelinini İtalya’da yapılabildiği kadarıyla Çerkeslerin en iyi nısaş"^ geleneğine göre, usulüne uygun olarak Forni Avoltri’ye götüreceğiz. Sara’ya eşlik etmesi için Hasas’ı da götüreceğim.” Sonra Bibolet’in eşine döndüm. “Susa, seninle birlikte geline eşlik edecek başka hanımlar bulursun, değil mi? Cegu için de kızlar lazım, unutma!” Sevimli sevimli gülümseyerek başını salladı.
Cacuh bana seslendiğinde onlardan ayrılıyordum. “Genç adam” dedi, “bana öyle geliyor ki bir süre çok meşgul olacaksın. Benim atımı al. Kemal’in ahırında eyerlenmiş hazır. Düğün töreninden sonra geri getirirsin.” “Çok teşekkürler, thamata maf!” deyip çıktım. Başka bir evde komşu oturan Kemal’e koştum, ben Forni Avoltri’ye gidinceye kadar düğün alayı yolculuğuna katılacak arkadaşların ve gerekli arabaların hazırlanmasında Bibolet’le Susa’ya yardım etmesini, arkadaşlarımıza Şaban’ın düğün partisine hazırlanmalarını söyleyip geri dönmesini istedim. Sonra Cacuh’nun atına binip Paluzza’da Sara Şehetl’i, Piano Alto’da Hasas’ı görmeye gittim, Forni Avoltri’ye giderken bizimle birlikte geline eşlik etmeye hazır olmalarını rica ettim. Dört nala Teğmen Murat Hakuy’a gittim, düğün alayında baştan aşağı Çerkeş kostümlerimizi giyerek Paluzzo’dan Forni Avoltri’ye kadar kendisine eşlik edecek atlı üç dört genç bulmasını rica ettim. Sonra Muhsin Şerethko ve ailesiyle öğle yemeği yedim, Forni Avoltri’ye dönmek için yola koyuldum.
Halkımız, herkesin sevdiği Şaban ve geliniyle ilgili haberi duyunca şaşırdı, son derece sevindi. Ertesi gün öğleden sonra -düğün alayıyla- geleceğimizi söyledim, onlardan, özellikle de üç komutanımızdan geleneksel Çerkeş usulünde en iyi düğün törenini hazırlamalarını rica ettim.
İkinci Teğmen Ayub Açmız kardeşinin giysilerini giydiğimi fark edince bana şöyle bir baktı, sarıldı. Kardeşinin bu kadar iyi arkadaşı olduğum için teşekkür etti, planlarımın ne olduğunu, benim için ne
“Evlat!” diye gürledi. “Cacuh atını ödünç verecek kadar seni beğenip olmalı, ama ar yorgun görünüyor. Hadi, benimkini al! Daha güçlü daha dayanıklı olduğunu göreceksin. Cacuh a atını geri ver, ona selanuı„| ilet!” Atından inip onu bana verdi. “Yolun açık olsun!”
Ona teşekkür edip atma bindim, onlardan ayrıldım, Cacuh’nun eyç,. li küheylanı benimkine bağlandı. Öğlende Paluzza’ya vardığımda Bibo. let’nin grubunun bu önemli güne heyecanla hazırlandığını gördüm.
Gelini ForniAvoltri’ye Götürme
Nisan başında güneşli bir gün vaat eden ertesi sabah, Biboletin evinin önünde sıralanan düğün grubu etkileyici ve eğlenceliydi. Mükemmel atların çektiği, hepsi renkli kurdelelerle bezenmiş beş arabadan oluşuyordu. İlki Kemal’in arabasıydı. İçinde, beyaz gelinlik giymiş gelin, ona qlik eden Susa’yla Hasas oturuyordu. Müzisyenler Sara Şehetl le Abraşka ve phaçıçavolar"® Sefer Huşt’la Pakiah Huşt ikinci arabada oturuyorlardı. Diğer bütün arabalar genç Çerkeş hanımlarla ve evlilik çağında kızarla doluydu. Göz alıcı Çerkeş ulusal kıyafetleri giyen altı atlı alaya eşlik ediyordu. Arabaların başında Murat Hakuy’la Bibolet Abaza duruyorlardı: Biri, gri Çerkeş kostümü ve kostümüne uyan koyun postundan Çerkeş şapkası giymiş, siyah bir küheylana binmişti. Sağındaki Bibolet özellikle etkileyici görünüyordu, güzel bir beyaz küheylana binmiş, beyaz bir Çerkeş kıyafeti ve gri Çerkeş şapkası giymişti. Diğer dört atlı göz alıcı üniformalar içinde arabaların arkasındaydı. Şaban, atlı genç iki akrabasının eşliğinde, birkaç saat sonra arkamızdan gelecekti.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder