erotik sex shop ve cerkes bilgisi77

erotik sex shop ve cerkes bilgisi77

  Yürüyen hedef olma duygusundan kurtulup, şoseyi dikkatle gözd^j^ geçirerek ve ne yaptığını görmek için arada bir Simka’ya bakarak oradj oturdum. Sonra, gece ilerleyip gece yarısını oldukça geçtikten sonra yö. redeki köpeklerden bazıları arkamızda havlamaya başladı. Simka’ya bak tim, eliyle, öbür yana dönüp siperde sessizce eğilmemi işaret etti. Gayretle çevreyi gözetleyerek orada yatmış beklerken, sonsuza kadar sürecek gibiydi. Bir süre sonra köpekler havlamayı kesri, ama orada kalp çarpıntısıyla endişe içinde yatarken, karanlıkta, yöremizden çıkıp şoseye doğru gelen üç karaltı fark ettim.
Siperde yatarken dönüp yüzümü onlara çevirdim, dikkatini çekmek için Simka’ya büyük çakıl taşları attım ama çok geç kalmıştım. Simka daha önce fark etmiş, makineli tüfeğini onlara doğrultarak siperde yatıyordu. Eğilmem, yaklaşmalarına fırsat vermem için işaret etti. Karanlıkta silahımı hemen karaltılara doğrulttum ama bundan sonra olacakları bekleyerek çok heyecanlanmıştım, şiddetle hızlı hızlı çarpmaya çarpan kalbimi güçlükle kontrol edebiliyordum. Sonunda, onların birbirine tutunan sarhoş Kazaklar olduklarını fark edebildik.
“Eller yukarı, cesur Kazaklar!” diye bağırdı Simka.
Ne yapacaklarını bilemeyerek, Simka’ya doğru şaşkın şaşkın baktılar. Karşı taraftan başlarına bir el ateş ettim, “Bundan sonraki öldürecek!” dedim.
Bana doğru bakmaya cesaret edemediler ama hemen ellerini başlarının üzerine kaldırdılar.
Simka’yla ben silah zoruyla onları farklı yanlara götürdük. Simka’nın onlara yaklaşmasını izlerken, “Kıpırdamayın” dedim. Simka’dan biraz daha büyük, genç Kazaklardı. Ellerini kaldırmış dururlarken, Simka silahlarını aldı, baştan aşağı üstlerini aradı, silahlarını bana verdi. Sonra cebinden yumuşak deriden bir şerit çıkardı, kesti, ellerini arkadan, sonra da kollarından birbirlerine bağladı, çayıra oturttu.
O kadar korkmuşlardı ki koyun gibi emirlere itaat ediyorlardı. Olasılıkla bizi partizan sanmışlardı, Çerkeş sığınmacılar olduğumuz konusun-
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 157
da o anda en küçük fikirleri yoktu.
Başka bir olay olmadan sabaha kadar görevimizi yaptık, Kazak mahkûmları komitemize götürüp, “komutanımız” Naptsoko’ya teslim ettik.
Birkaç gün içinde Simka’yla beni komitemizin merkezine çağırdılar. Yunıs Şomiz’le aralarında îndris Hamafeko’nun da bulunduğu topluluğumuzun birçok büyüğü bizi orada bekliyordu. Naptsoko telaşla içeri girdiğinde onlara selam vermeyi henüz bitirmiştik.
Çerkeş komitesinin üst düzey görevlisi Yunıs Şomiz bizi karşıladı, cesaretimizden dolayı topluluğumuz ve grup adına bize teşekkür etti. Yakaladığımız Kazakların, Kaminets-Podolski yöresinde birine tecavüz ettiklerini ve çok sayıda soygun yaptıklarını itiraf ettiklerini söyledi. Bundan sonra hepsi tek teşekkür etti, bizi gönderdiler.
Nastasya Nikitivna, bunu duyduktan sonra Andrey Vasiliç’in bundan böyle rahatsız etmeyi keseceğine inandı ama Kazakların bizden intikam almalarından korkuyordu.
Proskurov’a
Sanırım, yeni kurulan arkadaşlıkların nimetlerinin keyfini sürecek kadar şanslı değildim o günlerde. Büyüklerimiz, yine, bu kez Kaminets-Podolski’den Proskurov’a gitmemiz emrini aldılar. Bir sabah erkenden Kami-nets-Podolski’nin dışında konvoyumuzu oluştururken, burada edindiğimiz yeni arkadaşlar uğurlamaya geldiler, bize bakıp ağlayarak konvoy boyunca sıraya dizildiler. Sevmeyi ve çok saygı duymayı öğrendiğim Nastasya Nikitevna, Galya ve Vera da aralarındaydı. Sonunda, atlı erkeklerle, yaya olarak diğer erkeklerin, kadınların ve çocukların küçük gruplar halinde arkasından gittiği, aşırı yüklenmiş atlı arabalardan oluşan konvoyumuz hareket ettiğinde, arkama bakamadan bir saniye orada kaldım, sonra diğerleriyle birlikte tereddütlü, üzüntülü, yola devam ettim. Bundan sonra, ancak birkaç adım atmıştım ki Vera’nın gür sesini duydum: “Geri dön, Kolya, ya da bizi de götür!” Yıldırım çarpmış gibi durdum, ne geri dönebileceğimi ne de bana bu kadar iyi davranan bu nazik arkadaşlarımı götürebileceğimi yüreğimin derinlerinde iyi bilerek, bir süre kıpırdamadan kalakaldım orada ... Sonra, kendimi toparladım, hoşça kalın diye el salladım, gözlerimden yaşlar akarak, grubumdaki diğerleriyle
ki Hayırimizden daha yoksul görünüyorlardı. Geldiğimizin ilj^ ev sahibem akşam yemeğinde bana yalnızca bir tabak barabola'^t diğinde bunu anladım. Üstelik o akşam yıkanmak istediğimde, ev^^j^''' büyük tahta fıçıda yıkanmamı önerdi. Büyük yoksulluk Simka’yla b ^' yaşadığımız iki aileyle sınırlı görünmüyordu, Proskurov’un bütün ha|||' yoksullukla mücadele ediyordu.
Ancak, Proskurov’da kısa sürede karşımıza çıkan sorunlar yaln^j^ yoksulluk ve yokluk değildi. Şehre geldikten birkaç gün sonra yerel poljj sığınmacılarımızın en önde gelen üyelerinden birini tecavüzle suçlaya^jj^ hapsetti. Çerkeş komitesinin yürütme kurulu ve büyüklerimiz bununakı| almaz ve tamamıyla asılsız olduğuna inanıyorlardı, onu kurtarmaya çab^. tılar ama kabaca geri çevrildiler.
Halkımız bu çirkin hakareti hafife alamazdı, ama yerel polisin buna bile son vermeye niyeti yoktu. Şehirde yaşayanları topluluğumuza karşı aktif bir biçimde kışkırtmaya başladı. Sonunda büyüklerimiz, yerel polis gücünü denetimleri altında tutan komünistlerin bunu propaganda amacıyla yaptıklarını anladılar. Bu nedenle, gerilim tırmandı, halkımız kendini bundan korumak için birleşti. En sonunda, durumun şiddeti daha çok tartışmaya yol açtığında liderlerimiz Alman askeri yetkililerine başvurdular, kendimizi korumamız için onlardan silah ve cephane istediler.
O tarihte Simka’yla ben Proskurov silosunda çalışıyorduk. Yaklaşan kış için sıcak tutan giysiler almalıydık. Bir gün, biz arabaya tahıl yüklemekle uğraşırken Naptsoko geldi. Almanların, Çerkeş komitesine Pros-kurov’dan ayrılıp, daha batıda, henüz kesin olmayan bir yere gitme talimatı verdiğini bildirdi. Uzun sürebilecek bu yolculuğa hazırlanmamızı ekledi sözlerine.
106 Barabola - İçine kızarmış soğan katılmış patates püresi
İtalya’ya Yerleşmemiz
Proskurov’dan ayrılma emrini Naptsoko’nun tahmin ettiğinden çok daha sonra aldık. Bu, 1944 ilkbaharında yaşandı, olaysız geçecek İtalya yolculuğumuzun uzun ve güçlüklerle dolu olacağı. Beyaz Rusya, Romanya ve Avusturya yoluyla gidileceği ortaya çıktı. Bazılarımız at arabalarında, bazılarımız at sırtında, birçoğumuz da yaya giderek sonunda Kuzey İtalya’ya geldik, Paluzza’da bulunan Kuzey Kafkas sığınmacıları komitesine katıldık. Kadınların ve çocukların bulunduğu aileler dahil, geri kalanlarımız az kişiden oluşan gruplara ayrılarak, yakındaki dağlara serpiştirilmiş İtalyan köylerine ve mezralarına dağıtıldılar. Hatramtuklu Çerkeş aileleriyle birlikte ben de Piano Alto denen komşu iki İtalyan köyüne yerleştim. Yetişkin erkek sığınmacılar burada yerel polis gücü görevini üstleneceklerdi. Grubumuzdaki diğer Çerkeş sığınmacılara da aynı şey yapıldı. Karaçay, Çeçen, Balkar, Oset ve diğer etnik gruplara da aynı şey yapıldı. Bir Çerkeş sığınmacı birliği, ili aydınlatan büyük elektrik istasyonunu korumak için, Paluzza’nın kırk kilometre kadar uzağında bulunan Forni Avoltri’ye gönderildi. Simka da aralarmdaydı, annesi, kız kardeşi ve küçük erkek kardeşleri ise bizimle kaldılar. Paluzza’yla Forni Avoltri arasında dağlarda Tolmezzo denen oldukça büyük bir İtalyan yerleşiminde bir Gürcü SS birliğinin görevlendirileceği söyleniyordu.
1944-1945 kışının ortasında bir gün İtalya’daki Çerkeş sığ,nmac,| nanistan 'dan gelen Çerkeş grubunu karşılamak için Piano Alto’da mışlardı. Çerkeş Sığınmacı Komitesi, Almanların, bu Çerkeş kadınl**^^''' erkeklerini cephede sığınak kazmak için gönderdiklerini duymuştu lan Alınanlardan kurtarmak ve İtalya’daki Çerkeslerin yanına getire'' için iki temsilci göndermişti. Görev başarıyla tamamlanmıştı, şimdi j, hırsızlıkla gelmelerini bekliyorduk.
En sonunda, onları tren istasyonundan alan Çerkeslerin at arabalatiy. la Piano Alto’ya geldiler. Yunanistan’dan gelen bu Çerkesler yirmi kadj^ aileden oluşuyordu. Onları getiren temsilcilerin ikisi de Çerkesti - Ulap], sivil Şahançeri Liy’yle, Alman Wehrmacht üniforması giymiş, uzun boy, lu, heybetli bir subay. O da Adıgey’deki Hajret Kabardeylerindendi.
Konuklar geldiklerinde halk onları sevinçle bol bol alkışladı. Araba zinciri durdu. Sivil Abaza Bibolet’Ie subay Murat Hakuy konukları karşılamak ve hoş geldiniz demek için birer adım öne çıktılar. Siyah sivil palto ve astragan şapka giymiş Şahançeri Liy’yle konuklardan orta boylu bir adam yeni gelen Çerkeş grubundan çıkıp öne doğru yürüdüler. Son söz edilen, iri yapılıydı, sakalı yer yer kırlaşmıştı. Sıkı giyinmişti, giydiği her şey kahverengiydi — kısa paltosu ve pantolonu... hatta pantolonun üzerinden dizlerine kadar çektiği sıcak tutan yün çorapları ve koyun derisi Çerkeş şapkasının etrafına sardığı fuları. Bu, onun hajı olduğunun kesin belirtisiydi. “İşte, konukların thamatası Muhsin Şerethko! Şahançeri Liy, onu Abaza Bibolet’le Murat Hakuy’a tanıttı.
Soyadını duyunca, çocukluğumda dinlediğim Rus-Çerkes Savaşında cesur Şeretlıko’ların kahramanca başarılarını anlatan öyküler ve ezgilerle, bu uzun ve kanlı savaş bittiğinde Şeretlıko’larla Hazthoko’ların kendi gemileriyle Türkiye’ye gittiklerini hatırladım.
Muhsin Şeretlıko’yla selamlaşma şansını elde ettiğimde, Hatramtuklu olduğumu ve köyümüzde Şerethko soyadını taşıyan ailelerin bulunduğunu .söyledim.
“Het vuam vo, siç’al'’’'°^ diye sordu.
“Hatramtuk köyünden, Nathuace boyundan, Natho ailesindenim dedim.
Daha cümlemi bitirmeden beni tutup, omuzlarına aldı, arabalardan birine götürdü, yere bıraktı, “İhtiyar, oğlunu sana geri getirdim!” dedi
Kibar bir kadın, evlenme çağında iki kız, daha küçük iki kız koşup
“Het vuaşı$ vo, siç’al?”- “Kimlerdensin sen, evlat”?
bana sarıldılar, öptüler. Bunu gerçekten yaşıyor muydum, yoksa düş müydü bilemiyordum.
Muhsin, eşinin Natho ailesinden olduğunu, Yunanistan’da Selanik yakınında bir köyde yaşadıklarını, yakın zaman önce Almanların cephede siper kazsınlar diye onları gönderdiğini, bunu öğrenen Çerkeş komitesinin, yukarıda söz edilen, onları Almanlardan kurtarıp İtalya’daki Çerkeslere getiren iki temsilciyi yolladığını söyledi.
Onu dinlerken, ataları 120 yıl önce anavatanlarından çıkarılan bu Çerkeslerle karşılaştığım için ne kadar şanslı olduğumu düşünmeden edemedim!
“Burada ne yapıyorsun, Siaslan'^^V’ diye sordu Muhsin. “Çok gençsin” diye ekledi.
“Buradaki halkımın geri kalanı gibi ben de sığınmacıyım” dedim.
Natho soyundan gelen zavallı kadın ağlayıp kendileriyle kalmam için üsteleyerek bana sarıldı. Kızları da onu izledi. “Endişe etmeyin” diye fısıldadım onlara. “Sizinle beraber olacağım.”
Onlara bakarken bedenimde bir yakınlık şimşek gibi hızla çaktı.
Panehes’te günlerce bana ev sahipliği yapan Bibolet Abaza’yla, her zaman arabacı olarak ona hizmet eden, ona sımsıkı sarılan genç akrabası Kemal’e gittim. “Bibolet, thamata maP’ dedim, “Muhsin Şetetlıko’yla ailesini lütfen özellikle gözet”. Bunu yapabileceğini biliyordum, çünkü Çelbası’dan beri, Çerkeş komitesinin sığınmacılar için aldığı yiyecek içecekten her zaman o sorumlu olmuştu.
Onları gözeteceğinin güvencesini verdi.
Şahançeri Liy, Muhsin Şeretlıko, Yunıs Şomiz ve Bibolet Abaza birbirlerine incelikli Adtğe Habze'yt göre davranıyorlardı. Muhsin Şeretlıko koşarak bana geldiğinde selamlaşmaları yeni bitmişti. Bana sarılarak, “Bizi görmeye gel, Siaslan!” diye bağırdı.
“Geleceğim” dedim, ama grubumuzdaki Çerkeslerin eşyalarını arabalardan indirdiklerini görünce yardıma koştum, işlerini o kadar coşkuyla, enerjiyle ve keyifle yaptık ki çocukluğumda köyümde gördüğüm şhafları (imece) hatırladım.
Kısa süre sonra Piano Alto’da iki katlı bir apartmana doğru yola koyulduk. Apartmanın yanında, Aydemir Tuğu) bir grup tüfekli Çerkeş sivilin başında durmuş, onlara komuta ediyordu. Biraz ötede yeni Çerkeş sığınmacıları ekmek ve tuzla karşılamayı bekleyen erkekler, kadınlar ve çocuk-
108 Siaslan-Aslanım
lardan oluşan başka bir grup gördüm. Aralarında Usta HağuTeşM^ kızları Nakos vardı. Onların yanında, el bombasının ellerini ko *^^'**' on yaşındaki Harun İnduh duruyordu. Ayrıca (Simka’nın annes/S' Atsok, kızı Şamset ve küçük üç oğlu — Nuh, Ğuçips ve Aslan- da v Onları Şeretlıko ailesiyle tanıştırdım. Tanışmaktan son derece mutlu ' dular ve bu grupta bir Şeretlıko ailesinin bulunduğu duyunca şaşırdıkf
Eski Arkadaşlarım
Piano Altoya geldiğimizin ilk günü Muhsin Şeretlıko’yla eşi Gupse, fij. bolet Abaza’nın onlara bulduğu küçük daireye taşınıp beni kendileriyk birlikte yaşamaya ikna etmişlerdi. Dairede oldukça geniş tek bir odayjj küçük bir mutfak vardı, dolayısıyla, hepimiz sığdık; Anneyle baba, dört kızı — sırasıyla on sekiz, on altı, on iki ve sekiz yaşlarındaki Sassa, Naf. set, Zahiret ve Asiyet- ve ben. Muhsin’le eşi odanın bir köşesinde ayn yataklarda yatıyorlardı; diğer köşede iki katlı iki ranzamız vardı. Birinin üstünde ben yatıyordum, benim altımda iki küçük kız kardeş yatıyordu. Karşımdaki ranzada üstte Nafset, altta küçük kardeşi Sassa yatıyordu. Hepsi beni çok seviyordu.
Muhsin Şeretlıko’nun eşi akrabam Gupse’yi Yunanistan dan gelen Çer-keslerin arasında bulduğum için eski tanıdıklarımın ve arkadaşlarımın bazıları beni tebrik etmeye geldiler. Aralarında Bibolet Abaza yla eşi Susa (Tahtamukay’da, beşinci sınıftayken botanik öğretmenimdi), Hasasla Hacemzako, Teğmen Murat Hakuy’la eşi ve en önemlisi köyümün iki büyüğü, İndris Hamafeko’yla İbrahim Hamtoh vardı. Eski arkadaşlarım -Simka Atsok, Davut Yemtıl, Kasey Şehetl ve Şaban Açmız- kırk kilometre kadar uzakta, Avusturya sının yakınında bulunan, bölgenin ana elektrik istasyonunu İtalyan partizanlardan korudukları Forni Avoltri’den geldiler.
Arkadaşlarımla Forni Avoltri’de
Yunanistan’daki Çerkeslerin gelişinden bir hafta sonra Forni Avoltri’ye gönderildim. Kıdemli üç Çerkeş subayın komutasında elektrik istasyonunu koruyan arkadaşlarıma ve ağır silahlı altmış kadar başka Çerkeş sivile katıldım. Subaylar Kabardey Teğmen Dovletçeriy Duman; Panehesli Şap-sığ İkinci Teğmen Ayub Açmız, Şenciyli Bjeduğ İkinci Teğmen Aslanbeç Traho’ydu - üç subay da şık Alman üniformaları giyiyordu. Onbaşı görevini üstlenen başka iki sivil Çerkeş daha vardı: Yirmili yaşların sonunda dev gibi bir Bjeduğ, Mode (soyadını unuttum); otuzlu yaşların sonunda güçlü kuvvetli bir Hajret Kabardeyi, İbrahim Sokur. Formi Avoltri’deki
Çerkeslerin yansı Bjeduğlardan, Çemguylardan ve Şapsığlardan, diğer yarısı Hajret Kabardeylerinden oluşuyordu. Aralarında akrabalarımdan birine, Hajimus Natho’ya rastladım, Askalay köyündendi, kırklı yaşların sonunda hoş bir adamdı.
Forni Avoltri’de, yöredeki İtalyanların evlerinde hepimiz küçük gruplar halinde yaşıyorduk. Simka, Davut, Kasey ve ben Domenica ailesinin evinde oda arkadaşıydık. Şaban, kardeşi İkinci Teğmen Ayub Açmız’la beraber yaşıyordu. O tarihte çok güçlü olduğumu düşünüyordum ve her sabah aynanın önünde durup kendime bakarak jimnastik yapmak gibi aptalca bir alışkanlık edinmiştim.
Çerkeş sığınmacıların geneli gibi, bu Çerkeş grubundaki bazı kişilerin de Kafkasya’dan geldikleri küheylanları, atlan ve arabaları hâlâ vardı. Dzidz Kunıj, Ali Khonıj, Simka Atsok ve diğerleri bunların arasındaydı. Atların çektiği bu arabalar, grubumuzun her ihtiyacını sağlayan tek ulaştırma aracıydı.
Koruduğumuz ana elektrik istasyonu Formi Avoltri’nin içinde değil, ondan birkaç kilometre uzakta, daha ilerideki dağlardaydı. Biz gençler yirmi dört saat nöbetleşe koruyorduk ama Hajimus Natho ve ondan daha büyük olanlar gibi yaşlılarımız bu görevlerden muaftılar. Öğrenci olduğu için hiçbir görev yapmayan tek genç Asker Çesebiy’di, o da Askolaylıydı.
Tanrı’ya şükür, Formi Avoltri’de hiç askeri tatbikat yapmıyorduk, subaylarımız, gerekli görevleri yapmamız için bize emir vereceklerine, geleneksel Çerkeş saygısını gösteriyorlar, bizimle alçakgönüllü konuşuyorlar, istedikleri her şeyi bize yaptırmak için efendice ikna etmenin gücünden yararlanıyorlardı, bu olağanüstü iyi sonuç veriyordu.
Tek silahım tüfekti, ama grubumuz genelde iyi silahlanmıştı: Altı ağır makineli tüfeği, çok sayıda havanı vardı, adamlarımızın iki düzineden fazlası yarı otomatik tüfeklerle ve katlanabilen makineli tüfeklerle silahlanmıştı. Simka da onlardan biriydi.
Forni Avoltri’deki ana elektrik istasyonunu korumanın dışında, komuta subaylarımız, İngiliz paraşütçülerinin indikleri iddia edilen Alp Dağları’nın yakınında belli bir yerde keşif gezisi yapmak için Paluzza’daki Kuzey Kafkas karargâhından çok ender olsa da kimi kez emir alıyorlardı.
Bu paraşütçüleri yakalamak ya da belirli bir noktayı, bizim suçlandığımız çevremizdeki vahşetlere yol açan baş belası İtalyan gerillalarından temizlemek için dağlara her gidişimizde. Teğmen Dovlerçeriy Duman her zaman benimle Simka’nın arasında yürüyor, kendini herkesten çok bizim yanımızda güvende hissettiğini söylüyordu.
erotik sex shop

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder