erotik sex shopv ve cerkes bilgisi66

erotik sex shopv ve cerkes bilgisi66 

büyüyen, bizden iki yaş kadar büyük, mükemmel bir futbolcu Atsok, tartışmasız grubun lideriydi. Ağırlıklı olarak erkeklerden^or yükler topluluğundan ayrı bir yaşam sürdürmeye başladık neredeys^*' Çelbası’da öğrendiğimiz ilk şey, genç Rus erkekleriyle kızların,„ ğunlukla evin önündeki sokakta ama kimi zaman da arka avluda meyve bahçesinde ve çok ender olarak da evlerinde, akşamları dansl,^ hava partileri verme adetleriydi. Genellikle bunlar, gelip katılanlarm karşılandığı herkese açık akşam partileriydi. Dolayısıyla, akşamlan ako/ deon, gitar ya da balalayka sesi duymayı beklemeyi, grup halinde oray, koşmayı alışkanlık haline getirdik hemen. Genellikle bu partileri, dans, tan sonra beraberce şarkı söyleyerek ya da bazı şarkıları bizim için söyk. melerini isteyerek bitiriyorduk.
Bu partilerde hiçbir hiçimde rekabet ya da meydan okuma yok değiljj özellikle de erkekler arasında, insan geri adım atmamayı öğrenmeliydi Partinin en önemli bölümü, en çok beğenilen kıza evine kadar eşlik etme onuruna sahip olmaktı. Bu akşam partileri bize savaşın kötülüklerini, yaşadığımız büyük yoksulluğu çoğu kez unutturuyordu. Çuvallardan yapılmış pantolon ve gömlek giyerek kızlarla dans etmeyi düşünün bir! Ne var ki gerçek durum buydu. Ama herkes aynı durumdaydı.
Ukrayna, Kaminets-Podolski’de
Henüz birkaç yeni arkadaş edinmiş, Çelbası’daki yeni yaşama alışmaya başlamıştım ki onlardan ayrılıp, başka bir sığınmacılar kervanıyla bütün arkadaşlarımdan ve evimden yine uzaklara gitmek zorunda kaldım. Tam tarihini hatırlamıyorum, ama Alman yetkililerin komiteye. Alman savaş hattı geri çekildiği için, sığınmacı grubunu Çelbası’dan Ukrayna’da Ka-minets-Podolski’ye götürme talimatını verdiği 1943 sonbaharı olduğunu sanıyorum. Bu nedenle, bir sabah erkenden komitemizin gözetiminde köyün dışında toplanıp, toprak yol boyunca uzanan, atlı arabalardan uzun bir konvoy oluşturduk. Konvoy birçok araba grubundan oluşuyordu, aynı köyden ve yöreden her bir sığınmacı grubu, erkeklerle kadınlarının yaya ve atla arkadan geldiği bu araba grubu zincirinin ayrı bir halkasıydı.
Bizim grubumuzdaki ailelerin arabaları Musa Bek, Usta Hağur, Simka Atsok ve Nahu İnduh’unkilerdi. Çerkeş sığınmacı konvoyunun bir halkasını oluşturarak, taçankanın arkasına sıralandık ama Şenciyli erkekler bizden ayrılıp kendi akrabalarının sığınmacı birliğine katıldıkları için, Hatram-tuklu birliğimizin ardından gelen erkeklerin sayısı büyük ölçüde azalmıştı. Kaminets-Podolski’ye yolculuğumuz çok uzun sürdü, zorlu geçti. At-
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA I47
1ar, ailelerin aşın yükledikleri arabaları çamurlu toprak yolda büyük gayretle çekiyorlar, çok güçlükle yavaş yavaş ilerliyorlardı. Bazı arabalar sık sık çamura saplanıyordu, kurtarmaya yardım etmek zorunda kalıyorduk, Kaminets-Podolski’ye geldiğimizde son derece yorulmuştuk.
Kaminets-Podolski, ortasından bir şose geçen, büyük bir Ukrayna yerleşimiydi. Geniş bir alana yayılan bu büyük yerleşime girdiğimizde, bu şosenin, yani ana yolun sağına çekilip durduk. Komite başkanımız, aldığı habere göre, bir Kazak lejyoner alayı ana yolun öbür kenarına yerleştirildiği için, olabildiğince derli toplu olarak bir arada kalmamızı ve yerleşimin bu kenarında kalacak yer aramamızı salık verdi. Bu Kazakların Alman üniformaları giydiklerini söyledi, bazıları, özellikle de sarhoşken baş belası olabildiği ve küstah davranabildiği için, onlardan olabildiğince uzak durmamızı salık verdi. Sonra, komite üyelerinden biri, Çerkeş komitesinin merkezinin ve burada kalırken yiyecek karnelerimizi alacağımız merkezin yerini söyleyebilsin diye, ertesi günü aynı noktada toplanmamızı söyledi. Söyleyeceklerini bitirdikten sonra şans diledi, Çerkeş sığınmacılar Kaminets-Podolski’ye dağılmaya başladı.
Simka’nın ailesinin kalabileceği bir ev buluncaya kadar onunla dolaştım, sonra kendime ev aramaya başladım. Aramam uzun sürmedi. Yarım saat kadar bir süre içinde genç bir kadın, kalmam için bana evini açtı. Adı Valya’ydı. Kocası, savaş başlayıp Kızıl Ordu’da silah altına alındığında yeni evlenmişti. Beni kabul etmesinin asıl nedeninin basit ve anlaşılabilir olduğu ortaya çıktı. Yalnız yaşıyordu, başıboş dolaşan sarhoş Kazaklar geceleri onu rahatsız etmesinler diye evde bir erkeğin bulunmasını istiyordu.
Valya benden birkaç yaş büyüktü. O tarihte ben on yedime giriyordum, Valya belki yirmi birindeydi, güzel ve kibardı. Bana son derece iyi ve büyük saygıyla davranıyordu. Hatta akşamları evden çıkmayayım diye, arkadaşlarımı çağırmam için ısrar etti, onları evinde ağırlamak istedi, çok geçmeden bu konuda sürtüşmeye başladık.
Bir akşam Simka Atsok, Davut Yemtıl, Kasey Şehetl ve ben, Çelba-sı’da yaptığımız gibi, Kaminets-Podolski’deki sokaklardan birinde genç erkeklerle kızların danslı partisine katıldık, dans edip şarkı söyleyerek iyi vakit geçirdik. Eve geldiğimde kapıyı kilitli buldum. Bir süre kapıya ve pencerelere vurdum, Valya’ya seslendim ama cevap yoktu, gece Simka’nın evinde kaldım. Sabah geldiğimde Valya evdeydi ama çok kızmıştı, yüzü asıktı. Nerede olduğunu ve kapıyı neden kilitlediğini sordum, benimle konuşmak istemedi. Onunla anlaşamayacağımı anlayıp, nezaketi ve konukseverliği için teşekkür ettim,
lara - aslında bir anneyle, genç ve güzel iki kızına- rastladım. Valyay, şındığımdan beri her gün neredeyse bir iki kez selam verdiğim gibi selan, verdim. Selamıma güler yüzle karşılık verdiler, kadın sabahın bu erken saatinde nereye gittiğimi sordu. “Doğrusunu isterseniz” dedim, şakayla “Birsüre kalmam için bana evini açacak nazik insanlar arayan başıboş bir sığınmacıyım ben.”
Valya’da kaldığımı bildikleri için, kadın bana inanmadı önce amadd-di olduğumu görünce, Rusça adımla Kolya diye hitap ederek, beni içeri davet ederek oturttu. Arkamızdan, kızlar da gülümseyip birbirlerine bakarak içeri girdiler.
Beni gerçekten evlerinde istediklerini hemen hissettim. Anne gülümseyerek, genç ve güzel kızları Galya’yla Vera’yı benimle tanıştırdı, sonrada kendini tanıttı, adı Nastasya Nikitivna’ydı, sonra onlarla kahvaltı etmemi istedi. Annenin hemen hemen kırk yaşının üzerinde, kızlarının on dokuz ve on yedi yaşlarında olduğunu tahmin ettim.
Kızlar kahvaltıyı hazırlayıp sofrayı kuruncaya kadar Nastasya Nikiti-vna, ailesinin içinde bulunduğu dutumu ve evinde bulunmamın hoşuna gitmesinin nedeni açıkladı: Kocası iki yıl önce Kızıl Ordu’da silah altına alınmıştı ve o tarihten beri ondan hiç haber alamamıştı. Bu arada. Alman üniformalı sarhoş Kazaklar ve geceleri sık sık gelip yörede oturanları soyan, döven, onlara tecavüz eden, başka her tür iğrenç suçu işleyen silahlı partizanlar yüzünden, ailesinin bu çevrede yaşaması giderek güçleşiyordu. Uscelik ablasının tedavi edilemeyen alkolik kocası Andrey Vasiliç onlardan sürekli para istiyor, para verinceye kadar onları dövüyor, hatta kimi zaman komşulardan borç almaya zorluyordu.
Kahvaltıdan sonra konukseverliklerine teşekkür edip gitmek için ayağa kalktığımda Nastasya Nikitivna, kendisinin ve kızlarının beni evlerinde ağırlamaktan çok mutlu olacaklarını söyledi.
Bu güzel insanların beni iyi karşılamalarına sevinerek, bana bu kadar nezaket gösterdikleri için teşekkür ettim, konukseverliklerini hemen kabul ettim; sonra yanımda getirdiğim eski püskü paltoyu
Nastasya Nikitivna paltoyu benden aldı, dolaba astı, bana tekrar hoş geldin dedi. Uzun zamandır beni izlediklerini, onlara taşınmamı istemeye niyetlendiklerini söyledi. Önce bunu kendimi bu evde rahat hissetmem için söylediğini düşündüm ama Galya’ya Vera gülümsediler, onaylayarak başlarını salladılar.
Sonra Nastasya Nikitivna koluma girdi, arkamızdan gelen kızlarıyla beraber evin çevresini gezdirdi. Evini bu kadar ustalıkla geçindirdiğine pek inanamadım. Çeşitli meyvelerden komposto kavanozlarıyla kabak, salatalık, kırmızı ve yeşil domates turşusu fıçılarını depoladığı kocaman bir kileri vardı. Arka avluda da iyi yapılmış, temiz üç yapı vardı -dört domuzla bir domuz ağılı, bir arabayla iki inek için bir hangar, iyi beslenmiş bir çift at için bir ahır. Önlerinde de en azından iki düzine tavuk vardı.
Bana sevgili Rijka’mla Patsan’ımı hatırlatan atlara koştum, sırtlarını ve boyunları yavaşça okşayarak onlarla konuşmaya başladım. Şimdiye kadar bir Çerkesin sesini ve Çerkesçe sözcükleri muhtemelen ilk kez duyuyorlardı ama beni eskiden beri tanıyormuş gibi sevinçle karşılık verdiler. Nastasya Nikitivna’yla kızları beni izliyorlardı, şaşırmışlardı. Bunu fark edince, şaka yollu onlara, atların iyi bir biniciyi, dostu ve tehlikeyi insanlardan çok daha iyi hissettiklerini söyledim.
Bana neredeyse bir ağızdan atları seviyor muyum, diye sorduklarını, domuz dışında her tür hayvanı sevdiğimi itiraf ettiğimi hatırlıyorum. Şaşırarak bana baktıklarında, Müslüman olan biz Çerkeslerin domuzlara dokunmadığımızı ya da domuz eti yemediğimizi söyledim, dolayısıyla, onları benden uzak tutmalıydılar. Nastasya Nikitivna’yla kızlarının, Şev-çenko’nun ve Lermontov’un yapıtlarından Çerkesleri oldukça iyi tanıdıklarını açıklamaları şaşırtıcıydı.
Domuzlar hakkındaki yorumumun Nastasya Nikitivna’yı biraz sarstığını görebiliyordum, ama bunu görmezlikten gelmeye çalışarak, kızlarına her tür ev işini yapmayı öğrettiğini açıkladı: Hayvanlara bakmak kadar yemek pişirme, çamaşır yıkama, yatak yapma, ev temizliği, arka avlusundaki toprağı işleme, tavukları doyurma.
Kızlar gülümsüyorlar ve annelerinin bana anlattıklarını onaylayarak başlarını sallıyorlardı. Açıkçası, ailedeki erkekleri onlardan ayıran savaşın, kendilerine dayattığı güç koşullarda ayakta kalmak için, uyum içinde yaşayan ve birlikte çok çalışan bir aileydi bu. Onları, bu nedenle daha çok beğendim, benim de köylü çocuğu olduğumu söyledim, o günden başlayarak yaptıkları her şeyde onlara yardım eli uzattım: Yakmak için odun kesme, hangarı ve ahırı temizleme, hayvanları besleyip fırçalama. Üstelik
bana hatırlatıyordu. Belki bu genç hanımları etkileme arzusunun dab"''' da payı vardı.
Beni bir süre yakından izlediler, bu işleri yapmakta ne kadar bec rikli olduğumu görünce şaşırdılar. Nastasya Nikitivna, bir gün bum,^ için beni övünce, domuzlara el sürmenin dışında her şeyi yapabildiğindi söyledim. Yalnızca onları benden uzak tutun diye tekrar ettim, çünkü b^ Müslüman Çerkesler domuz eti yemeyiz ve domuzların yanımıza geldiğj. ni görünce tiksinti duyarız. Nastasya Nikitivna’yla kızları bakıştılar aınj bu konuda ne diyeceklerini bilmiyor gibiydiler.
Öğle yemeğinden sonra Nastasya Nikitivna’nın tarladan biraz pan. car getirmek için hazırlandığını görünce atları arabaya koştum, arabaya oturdum, binmesini söyledim, birlikte gittik. Tarlaya geldiğimizde, ektiğj iki hektarlık pancarı gururla gösterdi. Onlara yaptığım bütün yardıma teşekkür ederek, bana sıkıca sarılıp, kendisinin ve kızlarının beni çok sevdiklerini söylediğinde, pancarları arabaya doldurmuş, geri dönüyorduk. O akşam giysilerimi yıkayıp ütülediler, ertesi sabahtan başlayarak kahvaltımı yatağıma getirdiler.
Andrey Vasiliç’le Olay
Onlara taşındıktan bir hafta kadar sonra, Nastasya Nikitivna, evdeki un tedarikini bitirdiği için değirmene gitmesi gerektiğini, evde kalıp kızlara göz kulak olmamı söyledi. Birlikte gitmek için ısrar ettiğimde, yolculuğun iki üç gün süreceğini, bu süre içinde kızları evde yalnız bırakmanın güvenli olmayacağını belirtti.
Haklılığına beni inandırınca, buğday çuvallarını arabaya yüklemesine yardım ettim, değirmene gitti.
O gün öğleden sonra hava ansızın değişti, yağmur yağmaya başladı. Andrey Vasiliç’le Halid Huşt çok içkili, sırılsıklam, üzerlerinden sular damlayarak içeri girdiklerinde, o akşam Simka’nın beni görmeye geldiğini gören Galya’yla Vera sofrayı hazırlıyorlardı.
Simka’yla ben, Halid’in içeri girdiğini görünce ayağa kalktık, geleneksel saygı gereğince karşıladık. Buna aldırış etmeden bizi görmezlikten geldi, sarsılarak yatağıma gidip oturdu, üzerinden sular damlıyordu.
Andrey Vasiliç, sallanarak ve öfkeyle bize tek tek bakarak dikilip durdu. Kızlar korktular, renkleri uçtu. Andrey Vasiliç, “Burada parti verebi-
ÇERKESYA'DAN AMERİKA'YA 151
leceğini” dedi, sonunda bana, “sana kim söyledi?”
Kızların gözlerini korkutup onlardan biraz para koparacağından kuşkulanıp, Andrey Vasiliç’i görmezlikten geldim, Halide baktım, davranışına şaşırmıştım. Andrey Vasiliç’in onu sarhoş edip, bizimle kavga etmesi için getirdiğinden emindim.
Hem Simka hem ben Halid’le aynı köydendik, oğlu olacak yaştaydık. Üstelik büyüklere saygıyla davranacak bir biçimde yetiştirilmiştik, ama Halid o kadar çok içmişti, o kadar tiksindirici davranıyordu ki içimde uyandırdığı öfkeyi bastıramıyordum. Kendi dilimizde ama geleneğimizi tamamıyla çiğneyerek oldukça kaba bir biçimde,“Halid” dedim, “Simka da ben de oğlun olacak yaştayız. Bugüne kadar sana büyüğümüz diye saygı gösterdik ama utan! Domuz gibi sarhoşsun — seni yetiştiren ailenin ve gururlu halkının adına kara bir leke! Şimdi kalkıp bu evden gitmeni rica ediyorum. Eve kendi başına gidemeyeceğini düşünüyorsan, Simka sana yardım eder!”
Bana öfkeyle bakarak ayağa kalkmaya çalıştı ama Simka koştu. “Tamam, Halid, eve gitmene yardım edeceğim” dedi, kolundan tutup neredeyse eve kadar taşıdı.
Andrey Vasiliç, “Şto tty delayeş s moim drugom?”"^^ dedi, iğrenç bir küfür ederek Simka’yı tutmaya çalıştı ama engel oldum. Karşı koymaya çalışınca dışarı sürükledim, kızlarsa bunu yapmamam için ısrar ediyorlardı, çünkü beni öldürebilirdi. Yağmurlu gecede karanlıkta yalnız kalır kalmaz, ona bu evden uzak durmasını, içindeki kadınları bir daha rahatsız etmemesini salık verdim.
Yılmadı. Bunun yerine, “Sen, kim olduğunu sanıyorsun?” dedi, bana vurmaya çalıştı ama vurmasına engel oldum. Dengesini kaybedip toprağa düştü. Sonra güçlükle ayağa kalktı, iğrenç küfürler edip, geri gelip beni öldüreceği tehdidini savurarak karanlıkta gözden kayboldu.
Eve girdiğimde sırılsıklam olmuştum. Andrey Vasiliç’in uyarısına kulak misafiri olup korkan kızlar, “Dikkatli olmalıyız. Geri gelip bizi öldürecek!” dediler. Telaşlanan kardeşleri yatıştırmaya çalışırken Simka
Kalkıp kapıya gittim. Simka arkamdan geliyordu. “Lütfen, d ku Kolya! Lütfen” dedi Vera. “Aman Tanrım, bize yardım et!”
Kapıyı açınca, Andrey Vasiliç’in elinde keskin, sivri uçlu bir alet düm, kapıyı anında hızla sertçe kapadım. Kapıya vurdu, deldi ama b' kaç santimle bana isabet ettiremedi. Sivri uçlu aleti kapıdan çıkarmadan, önce fırlayıp kapıyı açtım yine, Simka, Andrey Vasiliç’in üzerine atlad, Simka’mn arkasından gittim, adamı bana bırakmasını söyledim, çün^ü gelecekte onunla ben uğraşacaktım.
Simka, hiç itiraz etmeden hemen onu bana teslim etti.
Andrey Vasiliç’i yakasından tuttum, Simka’ya içeri girmesini, yağmurda durmamasını söyledim.
Simka’nın, kapının arkasından gözden kaybolduğunu görüp, belki de benim boyuma ve yaşıma kanan Andrey Vasiliç var gücüyle koluma vurdu, benden kurtulmaya çalıştı ama kurtulamadı. Onu döndürüp evin duvarına yapıştırdım. “Andrey Vasiliç” dedim, “babam yaşındasın, büyüğüm olarak sana saygı göstermeliyim ama bana ve bu ailenin genç hanımlarına gözdağı vermeye çalışarak, seni yakalamaya zorluyorsun beni. Aslında bu gece gösterdiğin şiddet için seni öldürürdüm ama bunun yerine asla unutmayacağın bir ders vereceğim sana şimdi. Anlaşıldı mı, Andrey Vasiliç.^”
Sesini çıkarmadan bana baktı, yağmur yüzünden iniyordu. Sonra iğrenç küfürler etmeye başladı, bana “pis çerkesyoT2ok”'°‘^ dedi, doğduğu köyde kendisine patronluk etmeye çalışmakla suçladı. Sonra hızla elimden kurtuldu, iki yumruğunu başıma sertçe indirdi, gözlerimde kıvılcımlar çıktı. Sonra tekme atıp sırt üstü ön avlunun toprağına devirdi.
Üzerime atlamadan önce ayağa fırladım, boğuştuk. Güçlüydü ama onu döndürüp duvara yapıştırmayı başardım. Sonra iki elimle yakasından tutup alnımla yüzüne sertçe vurdum. Ayakları pes etti, yere yığıldı, kan yağmurla karışmış, yüzünden akıyordu.
Ayağa kalkmasına yardım ederek, “Ayağa kalk, erkekçe dövüş” dedim ama bugünlük ona bu kadarı yeterdi.
“Pis ellerini üzerimden çek” dedi, kendini kurtardı, yağmurda oluşan su birikintilerini sıçrara sıçrara, geri dönüp beni öldüreceği tehdidini vurarak uzaklaşmaya başladı.
104 Çerkesyonok - Küçük Çerkeş
Kaminets-Podolski’de kadınların korkmak için geçerli nedenleri bulunduğunu anlamamız uzun sürmedi. Hem silahlı partizanların hem de Kazak lejyonerlerinin üst üste her gece işledikleri suçlar soygundan cinayete, çekinmeden adam öldürmeye ve tecavüze kadar gidiyordu. Dahası yaşadığımız Kaminets-Podolski yöresinde işlenen suçlar biz Çerkeş sığınmacıların üstüne atılmaya başlandı. Büyüklerimiz ve Çerkeş komitesi başkanları bir süre buna katlanmaya çalıştılar, sakin olmaya ve sert karşı önlemler almamaya bizi ikna etmeye devam ettiler.
Ara sıra partizanların Alman birliklerine ya da Alman birliklerinin partizanlara saldırdıklarını duyuyorduk ama bir nedenle. Kazaklarla partizanların arasında tek bir çatışma çıktığını duymuyorduk. Bu arada, durum durmadan bozulmaya devam ediyor, Kaminets-Podolski’de işlenen suçlar hem yerel halk hem de sığınmacılarımız için gün geçtikçe daha kötüye gidiyor, dayanılmaz oluyordu. Durumumuz, kendisini her an parçalayıp yutabilecek hayvanlardan korunmadan, balta girmemiş ormanda yaşayan bir adamın durumuna benziyordu. Geçen her anla birlikte, güvensizlik duygusu giderek ama durmadan daha da tehdit edercesine üzerimize yayılmaya devam ediyordu. En sonunda, sığınmacı grubumuzun üyeleri, yörede başkalarının yaptıkları zulümlerden suçlanmak yerine, bu kimliği bilinmeyen suçluların gerçek kurbanları olmaya başladılar. Bir sabah bazı silahlı partizanların yöremize gizlice girdiklerini, Çerkeş sığınmacılardan birini soymaya çalıştıklarını ve direnmeye çalıştığı için onu öldürdüklerini öğrendik. Bu şiddetin halkımızda uyandırdığı öfke ve öc alma isteği, üç sarhoş Kazak Kaminets-Podolski’de yöremize gelerek, kadınlarımızdan birine şiddet uygulayıp, kadını kurtarmaya koşan bir Çerkesi öldürünceye kadar dövdüğünde, hâlâ en üst sınırdaydı.
Bu, halkımızın hoş görebileceğinden daha fazlasıydı. Kendilerini koruma hakkına ve olanağına sahip olmakta ısrar etmeye başladılar. Sığınmacılarımızdan büyüklerle Çerkeş komitesinin yürütme kurulu, bu doğal ayakta kalma içgüdüsünün baskısına boyun eğdiler. Alman yetkililere başvurdular, onlardan tüfek, makineli tüfek, cephane ve kendilerini açıkça savunma amacıyla silah taşıma yetkisi aldılar.
Sonuçta Çerkeş komitesiyle sığınmacı grubumuzun büyükleri görüş alışverişinde bulundular, kendi jandarma ya da polis gücü kurmaya karar verdiler, bu oluşumun başına, soyadını doğru hatırlıyorsam, Naptsoko adında bir Çerkesi getirdiler. Simka’yla ben de, çağrılan, silah ve cephane verilen, Kaminets-Podolski yöresinde aralarında yaşadığımız halkı ve sı-
ğınmaaJarımızı koruma görevine atananJarın arasındaydık
Bu karar bana arkadaşım Davut YemtıJ’in sözJerini hatırlattı yüklerimiz karar verir, biz boyun eğeriz.” Ne kadar haklıydı. koşullar altında en iyisi büyüklerimizin düşündüklerini yapmamızd " nedenle, Kaminets-Podolski’deki bütün genç Çerkeş sığınmacılar dı, silah ve biraz cephane verildi. Bunların yanı sıra Simka’ya kabzası 1; lanabilen küçük bir makineli tüfek, bana da tüfek verildi.
Av çiftesi dışında tüfek kullanma deneyimim olmadığı için, Simitao gün öğleden sonra tüfeğin nasıl temizlendiğini, nasıl doldurulup boşaltı], dığını, nasıl en iyi nişan alarak ateş edildiğini öğretti. Akşam Naptsoko bütün genç Çerkeslere dikkatli olma talimatı verdi, ikişerli ayırarak, koruyacakları yörenin bölgelerine aradı. Hem Kazakların hem de partizanların savaşta eğitim görmüş eski askerler ve karşılaşılması tehlikeli düşmanlar oldukları, dolayısıyla, karşılaşıp üstelerinden gelirken son derece dikkatli olmamız, çok yakınımızda bir silah sesi duyar duymaz koşup birbirimize yardım etmemiz uyarısında bulundu.
Simka’ya ben birlikte çalışmak istediğimizi belirttik, bizi yörenin şose bölgesine, günbatımından gündoğumuna kadar gece devriyesine atadı.
Yeni görevimizi çok ciddiye aldık. Çünkü birincisi, büyüklerimizin kararıydı. İkincisi öncelikle kendi halkımızın güvenliği ve korunması içindi. Nastasya Nikitivna, Galya ve Vera’yı bile. Kazaklarla partizanları çevrelerinden uzak tutacağımız fikri heyecanlandırdı. Açıkça söylemediler ama Andrey Vasiliç’in, beni silahlı görünce onları rahatsız etmeye tamamıyla son vereceğini de umuyorlardı.
Onların coşkularının verdiği cesaretle günbatımında Simkaya katıldım, önce nöbet yerimize koştuk. Şosenin devriye gezeceğimiz bu bölgesi ikimizin de yaşadığı yöreye yakındı. Oraya gittiğimizde Simka, güvenlik nedenleriyle, tam bir sessizlik içinde devriye gezerken, saklanırken ya da dinlenirken her zaman aramızda yirmi adımlık mesafe bırakmamızı, her birimizin her zaman çevrenin farklı yönlerine bakmamızı ve sürekli kuşkulu sesleri dinlememizi söyledi. Benden birkaç yaş büyük ve daha deneyimliydi, büyük olduğu için ona geleneksel saygıyı gösteriyor, özellikle onun deneyimine sahip olmadığım durumlarda, öğütlerini ve talimatlarını hemen kabul ediyordum.
Şosede saatlerce gidip gelerek dikkatli ama olaysız seyreden devriye görevimizi yaparken, şiddetli bir tedirginliğe, gece yürüyen bir hedef olduğumuz duygusuna kapılmamak elimde değildi, ama beni korkak sanmasın diye duyduğum büyük tedirginliği arkadaşıma itiraf etmek istemi-
yordum, utanıyordum. Karanlıkta çevreyi dikkatle inceleyerek Simka’nın arkasından yürürken, halkımızın, ülkesini işgal eden, onları öldüren, yağmalayan, köylerini ve ekinlerini yakan, sığırlarını alan Kazaklarla ve Ruslarla uzun süre şavaştığı Rus-Çerkes Savaşı konusunda büyüklerimizden dinlediğim öykülerle bu görevi bağdaştırmaktan kendimi alamadığımı da iyi hatırlıyorum... Şimdi biz Çerkeslerin, doğduğumuz ülkenin uzağında, bu kez Çarın Rus İmparatorluğu yerine Nazi Almanyası’na hizmet eden başka bir genç Kazak kuşağına karşı yine kendimizi savunmak zorunda kalmamız gayet tuhaftı.
Kaminets-Podolski’de geceleri gizlice yöremize girip, yoksul, savunmasız yöre sakinleriyle sığınmacılarımızı hiçbir ayrım gözetmeden benzer bir biçimde korkutup soyan partizanlar hakkında hiçbir fikrim yoktu ama Kazaklar hakkında oldukça fazla fikrim vardı. Üzerine Alman apoletleri taktıkları, sevdikleri çerkeska'^‘’ giymiş, kırmızı tepeleri göze çarpan koyun postu şapkalarıyla yöremizde dolaştıklarını son zamanlarda çok sık görmüştüm.
Kaminets-Podolski’de bu kostümü giyen Kazakların büyük çoğunluğu yirmili otuzlu yaşlarda. Alman ordusunun bir parçası olmakla çok gururlanan, hizmet ettikleri “üstün ırkın” neredeyse eşiti gibi, yöredeki halka kibirli davranan gençlerdi. Bu düşüncesiz kibir ve aşırı gurur, onlara alçakgönüllü asıllannı, ırklarını, inançlarını unutturuyor, soydaşlarına, hiçbir insanın sevecenliğini ya da saygısını hak etmeyen yabancı barbarlar gibi davranmalarına yol açıyordu.
Yine de bakıldığında —tipleri, yüz hatları ve konuşmalarıyla- Kafkasya’da, Çerkeş köylerinin çevresindeki Kazak stanitsalarmda ve ^MZorlarda gördüğüm sıradan gençlere benziyorlardı. İki tarafın da — Kazaklarla Çerkeslerin- yaz mevsiminde gidip yüzdüğümüz Sups ırmağının kıyılarında, onlarla yaptığımız pek çok dövüşün bir parçasıydım gençliğimde. Ama bunlar, ara sıra iki taraftan da erkeklerin işe karışmasıyla biten, biz çocukların arasındaki yumruk dövüşleriydi. Kimi zaman biz onları yeniyorduk, kimi zaman onlar galip geliyorlardı ama üstünlük duygumuz her zaman vardı — hiçbir Kazağın ya da Rus’un bir Çerkeş’i yenemeyeceği inancı!
Doğal olarak, koşullar artık tamamıyla farklıydı. Ayaklanmışlar ve bizi kendimizi korumak zorunda bırakmışlardı, ama bu kez Rus-Çerkes Savaşı’ndaki gibi, doğduğumuz anayurdumuzda silahlı bir çatışma değildi bu — bu kez çatışma, anayurdumuzun çok uzağında, yetersiz silahlanmış Çerkeş sığınmacılarla donanımlı ve profesyonel eğitim almış Alman ordusundaki Kazaklar arasındaydı. Her şeye karşın, 
erotik sex shop

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder